Bugünkü Felaketleriniz Aslında Bin Yıllık Bir Senaryonun Tekrarı mı?

16.01.2026
5
Bugünkü Felaketleriniz Aslında Bin Yıllık Bir Senaryonun Tekrarı mı?

Bugünlerde yaşadığınız o sarsıcı olaylar, belki de ilk defa karşılaştığınızı düşündüğünüz felaketler… Emin olun, insanlık tarihi denen o devasa sahnede binlerce kez oynanmış bir oyunun yalnızca yeni bir perdesi. Sanmayın ki gökyüzünden aniden düşen birer talihsizlik; çoğu zaman tarihin o kadim fısıltılarını duymazdan gelmenin, ders almaktan kaçınmanın kaçınılmaz bedeli. Hadi gelin, o tozlu sandıkları açalım ve dünle bugünün şaşırtıcı benzerliklerine bir göz atalım.

İklimin Kadim Fısıltıları ve Kuruyan Nehirler

Şu an dünyayı kasıp kavuran kuraklıklar, seller, ani iklim değişiklikleri… Sanki yepyeni bir çağın felaketleri gibi görünüyor, değil mi? Oysa tarihin derinliklerinde, medeniyetlerin yükselişini ve çöküşünü doğrudan etkileyen iklim döngüleri var. MÖ 2200 civarında, Mezopotamya’nın bereketli hilalinde, Akad İmparatorluğu’nun kudreti, aniden bastıran ve yüzlerce yıl süren bir kuraklıkla paramparça oldu. Şehirler terk edildi, insanlar çaresizlik içinde göç yollarına düştü. Aynı dönemde Mısır’da da Nil’in taşkınları azaldı, kıtlıklar baş gösterdi ve merkezi otorite zayıfladı.

Bugün sizler de barajların boşalmasını, ekinlerin yanıp kavrulmasını izlerken, binlerce yıl önce yaşamış atalarınızın aynı çaresizlikle gökyüzüne baktığını unutmayın. Maya uygarlığının görkemli şehirleri, yağmur tanrılarının yüz çevirdiği uzun kuraklık dönemleri sonunda ormanlara teslim olmadı mı? İnsan, doğanın dengesini bozduğunda, doğa da kendi dengesini acımasızca yeniden kurar. Dün de böyleydi, bugün de…

Altın Tozu ve Enflasyonun Gölgesi

Ekonomik krizler, paranın değer kaybetmesi, alım gücünün erimesi… Cebinizdeki paranın her geçen gün pul olmasına şaşırmayın. Bu hikaye de yeni değil. MS 3. yüzyıl Roma İmparatorluğu’nu düşünün. Ordunun masrafları, bitmek bilmeyen savaşlar ve lüks harcamalar devletin kasasını boşaltmıştı. Çözüm mü? Sikkelerdeki gümüş oranını düşürmek, yani paranın ayarıyla oynamak. İlk başlarda işe yarar gibi görünse de, piyasaya sürülen değersiz madenler hızla enflasyonu tetikledi. Bir zamanlar bir avuç gümüşle alınabilenler için dağlar kadar bronz para ödeniyordu. Halkın devlete olan güveni sarsıldı, ticaret çöktü, ayaklanmalar başladı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda da “tağşiş” adı verilen bu uygulama, yani paranın ayarının bozulması, defalarca yaşandı ve her seferinde derin ekonomik çalkantılara yol açtı. Bugün sanal paralarınızın, kağıt banknotlarınızın değer kaybettiğini gördüğünüzde, aslında Roma’dan Osmanlı’ya uzanan o kadim senaryonun modern bir versiyonuna şahit oluyorsunuz. İnsan doğasının açgözlülüğü ve kısa vadeli çözümlere olan düşkünlüğü, tarihin her döneminde aynı sonuçları doğurdu.

Göç Yolları ve Salgınların Dansı

Sınır kapılarında biriken kalabalıklar, yurtlarını terk etmek zorunda kalan milyonlar… Salgın hastalıkların ansızın dünyayı esir alışı… Bunlar size modern zamanların trajedileri gibi gelebilir. Oysa MÖ 12. yüzyılda Akdeniz dünyasını kasıp kavuran “Deniz Kavimleri” göçlerini hatırlayın. Gizemli bir şekilde ortaya çıkan bu halklar, Anadolu’dan Mısır’a, Yunanistan’dan Levant’a kadar pek çok medeniyeti yerle bir etti, büyük bir göç dalgası ve kaos yarattı. İklim değişiklikleri, kıtlıklar, belki de savaşlar onları yurtlarından etmişti.

MS 6. yüzyılda Justinianus Vebası, Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’i ve Akdeniz havzasını adeta bir hayalet şehre çevirmişti. Nüfusun üçte biri, belki de yarısı bu korkunç salgına kurban gitti. 14. yüzyılda Kara Veba’nın Avrupa’yı nasıl kasıp kavurduğunu, şehirleri boşalttığını, sosyal düzeni alt üst ettiğini düşünün. İnsanlar çaresizlik içinde Tanrı’ya yakarıyor, günah keçileri arıyor, bilimden umut bekliyordu. Tıpkı sizin son salgında maskelere, aşılara sarıldığınız gibi.

O zaman da insanlar bilinmeyene karşı korkuyla karışık bir umut besliyor, çareler arıyordu. Dün de büyük göçler, salgınlar yaşandı; bugün de… İnsanlık, her seferinde aynı korkuyla yüzleşiyor, aynı çaresizliği yaşıyor, aynı umutla bir çıkış yolu arıyor.

Yani sevgili okuyucu, tarihin tozlu sayfalarına bakarken gördüğünüz sadece eski hikayeler değil; aslında kendi geleceğinizin birer provasıdır. Dün yaşananlar, yarın yaşanacakların en büyük öğretmenidir. Dinlemeyi bilirseniz, fısıltıları duymak zor değil.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.