Organ Bağışı Dinen Caiz Midir

İçindekiler
Toplumların karşılaştığı önemli meselelerden biri olan organ bağışı, çağımızda üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Bu konunun dini perspektiften ele alınışı, hem bireylerin vicdanını rahatlatmak hem de toplumsal bir farkındalık oluşturmak adına büyük önem taşımaktadır. İslam dini, hayatın kutsallığına ve insanın onuruna verdiği değerle, bu tür meselelerde yol gösterici ilkeler sunar.
Kuran-ı Kerim’de, bir canı kurtarmanın tüm insanlığı kurtarmakla eşdeğer olduğu vurgulanır. Maide Suresi’nin 32. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Kim bir canı haksız yere öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa, sanki bütün insanları kurtarmış gibi olur.” Bu ilahi beyan, insan hayatının dokunulmazlığını ve korunmasının ne denli yüce bir hedef olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, bir insanın yaşamını yitirmek üzereyken, bir başkasının hayatını kurtarmak amacıyla yapılan organ bağışı, bu kutsal prensibin somut bir tezahürü olarak değerlendirilmektedir.
İslam, insanın hem sağlığında hem de vefatından sonra saygınlığını korumasını emreder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Ölüye eziyet etmek, diriye eziyet etmek gibidir” buyurarak (Sünen-i İbn Mâce, Cenâiz, 59), vefat eden bedenin dahi bir hürmete layık olduğunu belirtmiştir. Bu hadis-i şerif, bedenin bütünlüğüne ve saygınlığına dikkat çekmektedir. Ancak İslam bilginleri, can kurtarma gibi yüce bir gaye ile vefat eden kişinin veya yakınlarının rızasıyla yapılan organ nakillerinin, bu hadisin yasakladığı “eziyet” kapsamında değerlendirilmeyeceğini ifade etmişlerdir. Zira buradaki amaç, bedene zarar vermek değil, aksine bir başka cana hayat vermektir.
Bu çerçevede, İslam fıkıh konseyleri ve ulema, Kuran ve Sünnet’ten aldıkları güçle, belirli şartlar altında organ bağışının caiz olduğuna dair genel bir mutabakata varmışlardır. Bu şartlar arasında, bağışın gönüllülük esasına dayanması, maddi bir çıkar amacı gütmemesi ve nakledilen organın bir hayatı kurtarma potansiyeli taşıması gibi hususlar yer almaktadır. Dini otoriteler, bu tür bir eylemi, “sadaka-i cariye” yani kesintisiz hayır olarak da kabul etmektedirler.
Bu kesintisiz hayır anlayışı, İslam’ın temel öğretilerinden biri olan yardımlaşma ve dayanışma ruhunu en yüce şekliyle yansıtmaktadır. Bir insanın canına can katmak, ona yeniden yaşama umudu vermek, sadece tıbbi bir müdahale değil, aynı zamanda derin manevi bir eylemdir. Bu bağlamda, organ bağışının ardındaki niyetin halis olması, yani yalnızca Allah rızası ve insanlık sevgisi için yapılması, bu eylemi ibadet mertebesine taşımaktadır. Ancak ne yazık ki, bu ulvi mesele hakkında toplumda bazı yanlış algılar ve tereddütler de bulunmaktadır.
Yanlış Anlaşılmaları Düzeltmek Dini Bir Sorumluluktur
Organ bağışı konusunda sıkça dile getirilen endişelerden biri, bedenin kutsallığı ve bütünlüğünün ihlal edildiği düşüncesidir. İslam, insan bedenine saygıyı emreder ve onu bir emanet olarak görür. Ancak bu emanet bilinci, bir hayatı kurtarmak gibi daha yüce bir amaç uğruna belirli bir fedakarlığı engellemez. Fıkıh âlimleri, ölü bedenden organ naklinin, diri bir bedenin hayatını kurtarma potansiyeli taşıdığında, bu eylemin bedenin kutsallığına aykırı olmadığını, aksine insana verilen değeri ve hayatın kutsallığını vurguladığını belirtirler. Zira Yüce Kitabımızda da belirtildiği üzere, “Kim bir can kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.” (Maide Suresi, 32. ayet). Bu ayet, hayatın korunmasının İslam’daki merkezi önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Bir diğer yaygın yanlış kanı ise, organ bağışının ahiret hayatını veya yeniden dirilişi olumsuz etkileyeceği yönündeki kaygılardır. İslam inancına göre, Allah Teâlâ’nın kudreti sonsuzdur ve O, dilediği zaman, dilediği şekilde kullarını yeniden diriltmeye muktedirdir. Bedenin fiziki durumu, Allah’ın bu kudretini sınırlamaz. Kıyamet gününde diriliş, maddi bedenin parçalarının eksiksiz bir araya gelmesiyle değil, Allah’ın iradesiyle gerçekleşecektir. Dolayısıyla, organ bağışı yapmış bir kişinin ahiretteki durumu, amel defteri ve Allah’ın rahmetiyle ilişkilidir; bedensel bütünlüğünün eksikliğiyle değil. Önemli olan, bu dünyada yapılan salih ameller ve Allah’a olan imandır.
Son olarak, organ bağışının maddi bir çıkar aracı olarak kullanılabileceği endişesi de dile getirilir. İslam fıkhı, organların alım satımını kesinlikle yasaklar ve bunu haram kılar. Bağışın temel şartlarından biri, gönüllülük esasına dayanması ve herhangi bir maddi menfaat gözetilmemesidir. Bu, organ bağışını bir ticaret konusu olmaktan çıkarıp, tamamen insani ve manevi bir yardımlaşma eylemi haline getirir. Organ bağışı, bir lütuf, bir ihsan ve Allah rızası için yapılan bir fedakarlıktır.
Hayat Kurtarmak En Büyük Sadakalardandır
İslam’ın özünde, yaratılmışlara şefkat ve merhametle yaklaşmak, zor durumda olanlara yardım elini uzatmak vardır. Organ bağışı, bu ilkelerin modern çağdaki en somut ve hayat kurtarıcı tezahürlerinden biridir. Bir organ bekleyenin umutsuz bekleyişine son vermek, ona yeniden nefes alma, görme, yürüme veya yaşama şansı sunmak, tarifi mümkün olmayan bir hayır kapısı açmaktır. Bu eylem, sadece bağışlanan organın alıcısını değil, onun ailesini, sevdiklerini ve dolayısıyla tüm toplumu etkileyen zincirleme bir iyilik hareketidir.
Unutulmamalıdır ki, İslam dini kolaylık dinidir ve hayatı korumayı, insan onurunu yüceltmeyi esas alır. Organ bağışı, bu yüce değerleri koruyan ve yaşatan bir eylemdir. Kişi, bu dünyadan ayrılırken geride sadece anılar değil, aynı zamanda yeni bir hayat armağan etmiş olmanın huzurunu da bırakır. Bu, fani dünyanın ötesine uzanan, kesintisiz bir hayır köprüsüdür. Kalbinde insan sevgisi ve Allah rızası taşıyan her mümin için, bu manevi köprüyü inşa etmek, Rabbinin rızasını kazanmanın ve ahiret azığı biriktirmenin en güzel yollarından biridir. Bu nedenle, organ bağışına gönüllü olmak, hem dinen caiz hem de manen yüce bir davranış olarak kabul edilmelidir.





