Küçük Tartışmalar Neden Büyür? Küs Uyuma Kuralının Bilimsel Yanı

Küçük Tartışmalar Neden Büyür? Küs Uyuma Kuralının Bilimsel Yanı

Hepimizin başına gelmiştir, değil mi? Küçücük bir şeyden çıkan bir tartışma, bir anda nasıl olup da koskocaman bir meseleye dönüşüverir? Sabahki “Günaydın” demeyişin, akşam yemeğindeki tuzun azlığı… Bakmışız ki, mevzu bambaşka yerlere gelmiş, sesler yükselmiş, kalp kırıklıkları yaşanmış. Sonra da o meşhur laf gelir akla: “Sakın küs uyumayın!” Peki, bu sadece bir büyükanne tavsiyesi mi, yoksa altında modern psikolojinin de onayladığı derin gerçekler mi yatıyor?

Neden Minik Tartışmalar Bir Anda Büyüyüveriyor?

Aslında mesele genellikle o anki olayın kendisi olmuyor. Çoğu zaman küçük bir tetikleyici, altta yatan, birikmiş başka duyguların, beklentilerin veya hayal kırıklıklarının su yüzüne çıkmasına neden oluyor. Bir tarafın “Sen beni hiç dinlemiyorsun!” demesi, aslında o anki konudan ziyade, geçmişte kendini duyulmamış hissettiği anların bir yansıması olabiliyor. İletişim psikolojisi bize gösteriyor ki, çoğu zaman karşımızdakini anlamak yerine, kendi söyleyeceklerimizi hazırlıyoruz. Bu da yanlış anlamalara, varsayımlara ve sonunda da duygusal bir girdaba yol açıyor.

Bir de işin içine duygusal tepkilerimiz giriyor. Beynimizin “ilkel” diyebileceğimiz kısımları, yani amigdala, kendimizi tehdit altında hissettiğimizde devreye giriyor ve bizi “savaş ya da kaç” moduna sokuyor. Bu durumda mantıklı düşünme yetimiz azalıyor, sadece savunmaya veya saldırmaya odaklanıyoruz. Bir tarafın yükselen sesi, diğerinin de savunmaya geçmesine neden oluyor ve kısır bir döngü başlıyor. Üstüne bir de “temel yükleme hatası” dediğimiz bir eğilimimiz var: Başkalarının olumsuz davranışlarını karakterlerine, kendi olumsuz davranışlarımızı ise durumsal faktörlere bağlama eğilimi. Yani o geç kaldıysa sorumsuz, ben geç kaldıysam trafik vardı!

“Küs Uyumayın” Kuralının Bilimsel Temelleri

Gelelim o meşhur “küs uyumayın” tavsiyesine. Bu nasihatin altında yatan bilimsel gerçekler, aslında tahmin ettiğimizden çok daha derin. Beynimiz, biz uyurken boş durmaz, aksine gün içinde yaşadığımız deneyimleri, öğrendiklerimizi ve en önemlisi duygusal anıları işler ve “konsolide eder”, yani pekiştirir. Bir nevi dosyaları düzenleyip kalıcı hale getirir. Eğer bir tartışmanın ortasında, öfke ve kırgınnlık hisleriyle uykuya dalarsak, beynimiz bu olumsuz duygusal yükü ve tartışmanın detaylarını daha güçlü bir şekilde depolama eğiliminde oluyor.

Bilimsel araştırmalar, özellikle olumsuz duygusal anıların, uykunun REM (hızlı göz hareketi) evresinde pekiştirildiğini gösteriyor. Yani, o tartışmanın yarattığı gerginlik, kalp kırıklığı ya da öfke hissi, uyku sırasında adeta beyninize kazınıyor. Sabah uyandığınızda, dün geceki tartışma sadece “geçmiş br olay” olmakla kalmıyor, aynı zamanda zihninizde daha kalıcı, daha sağlam bir yer edinmiş oluyor. Bu da hem barışmayı zorlaştırıyor hem de o olumsuz duyguların gün boyu peşinizi bırakmamasına neden olabiliyor. Düşünsenize, bir problemi çözmeden uyumak, beyninize o problemi daha da güçlü bir şekilde “kaydet” komutu vermek gibi…

Peki Ne Yapmalı? Tartışmaları Yatağa Taşımamak İçin Pratik Öneriler

Bu bilimsel gerçekler ışığında, o meşhur “küs uyumayın” tavsiyesi, sadece eski bir gelenek olmaktan çıkıp, ilişkilerimizin duygusal sağlığı için hayati bir kural haline geliyor. Peki, bu her zaman tartışmayı tamamen çözmek anlamına mı geliyor? Her zaman değil. Bazen o anki öfke ve yorgunlukla tam bir çözüme ulaşmak mümkün olmayabilir. Önemli olan, o olumsuz duyguların ve çözümsüzlüğün beynimizde kök salmasına izin vermemek.

İletişim psikolojisi bize bu konuda çok değerli araçlar sunuyor. Öncelikle, “ben dili” kullanak harika bir başlangıç. Karşımızdakini suçlamak yerine (“Sen hep böylesin!”), kendi duygularımızı ifade etmek (“Kendimi anlaşılmamış hissediyorum” veya “Bu durum beni üzdü”) gerilimi düşürür. İkincisi, “aktif dinleme” dediğimiz şey var. Yani gerçekten dinlemek, anlamaya çalışmak, kendi cevabımızı hazırlamak yerine. Karşımızdakinin ne hissettiğini anlamaya çalışıp, bunu ona yansıtmak (“Anladığım kadarıyla bu durum seni çok yıpratmış”) bile büyük fark yaratır. Bazen sadece “Seni dinliyorum” demek, o anki gerginliği alıp götürebilir.

Eğer tartışma çok alevlenmişse ve o an çözüme ulaşmak imkansız görünüyorsa, bir mola vermek de çok değerlidir. Ama bu mola, “kaçış” değil, “geri döneceğiz” niyetiyle olmalı. “Şu an ikimiz de çok gerginiz, biraz sakinleşip yarın sabah bu konuyu tekrar konuşalım mı?” demek, hem o anki yıkıcı döngüyü kırar hem de beyninize o konuyu “beklemeye al” sinyali gönderir. Böylece gece boyu olumsuz anıların pekişmesinin önüne geçilmiş olur. Hatta bazen sadece sarılıp “Bu konuyu çözmeden uyumak istemiyorum ama şu an çok yorgunuz. Yarın sabah ilk iş bu konuyu konuşmaya söz veriyorum” demek bile, o geceyi barış içinde geçirmeye yeter.

Unutmayın, her tartışma bir ilişkinin sonu değil, aksine daha derin bir anlayışa ulaşmak için bir fırsattır. Küçük sürtüşmeleri yapıcı bir şekilde yönetmek, zamanla ilişkinizin bağlarını daha da güçlendirir. Bu, birbirinize olan saygınızın, sevginizin ve ilişkinize verdiğiniz değerin bir gösteergesidir. Belki de “küs uyumayın” demek, aslında “birbirinize olan sevginizi, kırgınlıklarınızın önüne geçirin” demektir.

Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizin ilişkilerinizde bu tür durumları nasıl yönetiyorsunuz?

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.