Kul Hakkı Allah Katında Affı En Zor Günahlardandır

İçindekiler
Dinimiz İslam, kul ile Allah arasındaki münasebeti olduğu kadar, kul ile kul arasındaki ilişkileri de titizlikle ele almıştır. Öyle ki, Yüce Rabbimiz kendi hakkından dilediğini bağışlayacağını müjdelemişken, kulların birbirleri üzerindeki haklarına karşı son derece hassas olmamızı emretmiştir. İşte bu hassasiyetin odak noktası, “kul hakkı” denilen ve ahiret gününde karşımıza çıkacak en çetin meselelerden biridir.
Kur’an-ı Kerim’de adalet, hakkaniyet ve emanete riayet konuları sıkça vurgulanır. Allah Teâlâ, kullarının birbirine zulmetmesini, haksızlık yapmasını şiddetle yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu konuya dair bizleri defalarca uyarmış, bir hadis-i şeriflerinde kıyamet günü müflis kimsenin, dünyadayken başkalarına haksızlık eden, onların malını yiyen, namusuna dil uzatan, kanını akıtan kişi olacağını, sevaplarının hak sahiplerine dağıtılacağını, sevabı kalmazsa onların günahlarının kendi üzerine yükleneceğini bildirmiştir. Bu, kul hakkının ne denli büyük bir sorumluluk olduğunu gözler önüne seren çarpıcı bir tablodur.
Kul hakkı sadece maddi haksızlıklarla sınırlı değildir. Birine iftira atmak, gıybetini yapmak, alay etmek, sözle veya davranışla kalbini kırmak, emanete hıyanet etmek, yalan söyleyerek birini aldatmak gibi birçok manevi boyutları da vardır. Hatta birinin hakkını gasp etmek kadar, bir insana karşı beslediğimiz kötü zanlar bile bu kapsamda değerlendirilebilir. Unutmayalım ki, dilimizden çıkan her söz, attığımız her adım, bir başkasının hayatında derin izler bırakabilir.
Kul Hakkı Allah Katında Affı En Zor Günahlardandır
Aziz kardeşlerim, dinimizin temel taşlarından biri olan ‘kul hakkı’ meselesi, öyle derin ve kapsamlı bir konydur ki, üzerinde ne kadar durulsa azdır. Rabbimiz Teala, kendi hakkından geçebilir, dilerse günahlarımızı bağışlayabilir; O, Gafûr ve Rahîm’dir. Ancak kul hakkı öyle bir nazik meseledir ki, Cenab-ı Hak, o hakkın sahibinin rızası olmadıkça affetmeyeceğini beyan etmiştir. Bu durum, kul hakkının ne denli büyük bir sorumluluk taşıdığını gözler önüne serer.
Malumunuz, bir önceki sohbetimizde de değindiğimiz gibi, birinin hakkını gasp etmek kadar, bir insana karşı beslediğimiz kötü zanlar bile bu kapsamda değerlendirilebilir. Unutmayalım ki, dilimizden çıkan her söz, attığımız her adım, bir başkasının hayatında derin izler bırakabilir. İşte bu izler, bazen maddi bir zarara yol açar, bazen de bir gönül kırıklığına, bir itibar zedelenmesine neden olur. Kimi zaman bir yetimin malına el uzatmak, kimi zaman bir komşunun dedikodusunu yapmak, kimi zaman da bir işçinin alın terini zamanında ödememek kul hakkına girer. Birine haksız yere iftira atmak, gıybetini yapmak, alay etmek de böyledir. Gönül kırmak, kalbe dokunan çirkin sözler sarf etmek de kul hakkının manevi boyutunu oluşturur.
Kul Hakkının Mahşerdeki Durumu
Bu dünya bir imtihan meydanıdır ve burada işlediğimiz her fiil, söylediğimiz her söz, ahiret gününde karşımıza çıkacaktır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde, müflisin kim olduğunu sorduklarında, ashâb-ı kirâm malı olmaysn kişi olarak cevap vermişlerdir. Ancak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin müflisi o kimsedir ki, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelir. Lakin şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bynun kanını dökmüş, diğerini dövmüş… Böylece iyilikleri hak sahiplerine verilir. Üzerindeki haklar bitmeden iyilikleri tükenirse, hak sahiplerinin günahları ona yüklenir ve neticede cehenneme atılır.” (Müslim, Birr, 59). Bu hadis, kul hakkının ahiretteki dehşet verici tablosunu adeta gözümüzün önüne serer. O gün, ne mal ne de evlat fayda verirken, sadece salih amellerimiz bize yoldaş olacaktır. Ama eğer üzerimizde kul hakkı varsa, o salih amellerimiz bile birer birer elimizden kayıp gidecektir.
Peki Ne Yapmalı
Kul hakkından kurtulmanın yegane yolu, hak sahibiyle helalleşmektir. Eğer maddi bir hakkı varsa, onu iade etmek, eğer manevi bir hakkı varsa, ondan af dilemek, gönlünü almak gerekir. İnsanlık hali, bazen farkında olmadan, bazen de nefsinin tesiriyle hata edebilir. Önemli olan, hatayı anladığında pişmanlık duymak ve telafi yoluna gitmektir. Eğer hak sahibi hayatta değilse veya ona ulaşmak mümkün değilse, onun adına sadaka vermek, dua etmek ve istiğfar etmek gerekir. Unutmayalım ki, samimi bir tövbe ve helalleşme çabası, Rabbimiz katında makbuldür.
İçten bir tövbe ve helalleşme arayışı, insanın hem bu dünyada gönlünü ferahlatır hem de ahiretteki yükünü hafifletir. Kul hakkı, müminler için bir turnusol kağıdı gibidir; kişinin takva ve sorumluluk bilincini ölçer. Gelin, birbirimize karşı daha anlayışlı, daha merhametli olalım. Dilimizden çıkan her söze, attığımız her adıma dikkat edelim ki, mahşer günü Rabbimizin huzuruna alnımız ak, gönlümüz rahat çıkabilelim. Allah en doğrusunu bilir.


