Kozmetik Çöplüğüne Son: Cildin Gerçekten Kaç Ürüne İhtiyaç Duyar?

Canım benim, yine o malum konuyla geldik: Banyo dolapları, çekmeceler, makyaj çantaları… Her yerden fışkıran o bitmek bilmeyen kozmetik ürünleri yığını. Birçoğumuz için “Ne olur ne olmaz, belki bir gün lazım olur” diye alınan, belki de sadece iki kez kullanılıp bir köşeye atılan ürünler. Reklamlar desen, her gün yeni bir mucize vadediyor, “mutlaka sahip olman gereken” bir başka ürünü gözümüze sokuyor. E haliyle biz de kendimizi bu bilgi ve ürün bombardımanının ortasında kaybolmuş hissediyoruz. “Acaba bunu da mı alsam? Cildimin buna da mı ihtiyacı var?” soruları beynimizde yankılanıp duruyor, değil mi?
Ama dur bir saniye. Gerçekten de cildimizin bu kadar çok şeye ihtiyacı var mı? Yoksa biz mi markaların pazarlama stratejilerine kapılıp gidiyoruz? Ben sana hep ne derim: Gerçek güzellik, dışarıdan sürülen katmanlarda değil, içeriden gelen ışıltıda ve sağlıklı bir ciltte saklı. Ve sağlıklı bir cilt, inanın bana, bir laboratuvar kadar geniş bir ürün yelpazesine ihtiyaç duymaz. Aksine, bazen az, çoktan daha fazlasıdır.
Biliyorsun, ben bir ürünü elime aldığımda ilk işim ambalajına değil, arkasındaki o minicik yazılara, yani içerik listesine bakmak olur. Çünkü bir ürünün vaatleri ne kadar parıltılı olursa olsun, cildine gerçekten ne sürdüğünü bilmek en önemlisi. O uzun listelerdeki kimyasal isimler gözünü korkutmasın; temel birkaç maddeyi tanımaya başladığında, aslında neyin işe yaradığını, neyin sadece dolgu malzemesi olduğunu ayırt etmek o kadar da zor değil. Mesela, cildini kurutacak alkol türevlerinden, komedojenik (gözenek tıkayıcı) olabilecek bazı yağlardan veya gereksiz parfüm ve renklendiricilerden uzak durmak, zaten seni bir adım öne taşır.
Peki, cildimiz gerçekten neye ihtiyaç duyar? Temelinde üç ana sütun var diyebiliriz: Temizlik, nemlendirme ve koruma. Bu üçlü, cildinin sağlıklı kalması ve kendini yenileyebilmesi için olmazsa olmaz. Geri kalan her şey, belirli bir ihtiyaca veya soruna yönelik ek adımlar olmalı. Yani “herkes kullanıyor, ben de kullanayım” değil, “benim cildimin şu anki ihtiyacı bu” mantığıyla yaklaşmalıyız.
Önce temizlikten başlayalım. Cildimiz gün içinde makyaj kalıntıları, kir, sebum ve çevresel faktörlerle doluyor. Bunları nazikçe temizlemek, cildin nefes almasını e sonrasında uygulayacağın ürünlerden maksimum fayda sağlamasını sağlar. Ama “nazikçe” kelimesinin altını çiziyorum. Cildini gıcır gıcır eden, gergin bırakan temizleyiciler aslında cildinin doğal bariyerine zarar verir. Cildinin doğal pH dengesini bozmadan, onu kurutmadan temizleyen, sülfat içermeyen jeller veya kremsi temizleyiciler harika bir başlangıç. Sabahları sadece suyla yıkamak bile yeterli olabilirken, akşamları günün tüm yükünden arındırmak için bir temizleyici kullanmak şart.
Temizliğin ardından sıra nemlendirmede. Cildin nem bariyerini güçlendirmek, elastikiyetini korumak ve dış etkenlere karşı kalkan oluşturmak için nemlendirici kullanmak hayati. Cilt tipine göre seçeceğin hafif bir losyon, zengin bir krem ya da jeel formdaki bir nemlendirici, cildinin gün boyu rahat etmesini sağlar. İçeriğinde hyalüronik asit, gliserin gibi nem tutucu maddelerle birlikte, seramidler veya shea yağı gibi bariyer güçlendirici bileşenler arayabilirsin. Önemli olan, cildinin ihtiyacını karşılayacak, onu rahatlatacak bir formül bulmak.
Ve tabii ki, güneş koruması! Bu, tartışmasız en önemli adım. Sadece yazın plajda değil, yılın her günü, kapalı havada bile güneş kremi kullanmak şart. UVA ve UVB ışınlarına karşı geniş spektrumlu koruma sağlayan, en az SPF 30 değerinde bir ürün, cildini erken yaşlanma belirtilerinden, leke oluşumundan ve en önemlisi cilt kanserinden korur. Makyaj yapmasan bile, evden çıkmasan bile, pencere kenarında otururken bile… Güneş kremi senin en iyi arkadaşın olmalı, tıpkı benim sana olduğum gibi.
Peki ya serumlar, tonikler, maskeler, göz kremleri…? İşte bu noktada işler biraz karışıyor gibi gelebilir. Ama aslında bu ürünler, o temel üçlüyü tamamlayıcı, belirli sorunlara odaklanmış “ekstra” adımlardır. Yani cildinde spesifik bir sorun varsa, örneğin akne, leke, ince çizgi gibi, o zaman bu ürünlere yönelmelisin. Yoksa sırf “moda” diye ya da “herkes kullanıyor” diye…
İşte o zaman devreye serumlar giriyor. Ama aman dikkat! Her serum her derde deva değil, her serumu aynı anda kullanmak da cildini yormaktan başka işe yaramaz. Cildinde nem eksikliği mi var? Hyalüronik asit serumlarına bakabilirsin. Cildin donuk mu görünüyor, lekelerin mi var? C vitamini veya niasinamid içeren bir serum tam sana göre olabilir. Yaşlanma belirtileriyle mi mücadele ediyorsun? Retinoidler güçlü bir seçenek, ama mutlaka yavaş ve bilinçli bir şekilde başlamalısın. Unutma, serumlar konsantre formüllerdir, yani azı bile çok iş yapar. İçerik listesinde ilk sıralarda aktif maddeyi görmek, gereksiz dolgu maddelerinden kaçınmak önemli.
Toniklere gelince… Eskiden alkol bazlı, cildi kurutan tonikler vardı, çok şükür ki onlar geride kaldı. Şimdiki modern tonikler ya cildini nemlendirmeye (gliserin, gül suyu gibi içeriklerle) ya da nazikçe eksfoliye etmeye (AHA/BHA içerikleriyle) yarıyor. Cildin gerçekten ek bir nemlendirme katmanına veya haftada birkaç kez nazik bir eksfoliyasyona ihtiyaç dyuuyorsa düşünebilirsin. Yoksa, o da o ‘olmasa da olur’ kategorisine girebilir.
Maskeler ise, benim için daha çok bir ‘self-care’ ritüeli veya acil durum kurtarıcısı. Cildin çok yorgun düştüğünde, özel bir etkinlik öncesinde veya derinlemesine bir nem takviyesi gerektiğinde harika olabilirler. Ama her gün maske yapma çılgınlığına kapılmaya gerek yok. Unutma, cildinin temel ihtiyaçları düzenli ve sürekli bakımdır, şok terapileri değil.
Göz çevresi kremleri… Bu konuda biraz daha esnek olabiliriz. Göz çevresi cildimiz yüzümüzün geri kalanından daha ince ve hassas, evet. Ama kullandığın yüz nemlendiricinin içeriği temiz ve nazikse, genellikle göz çevrene de gönül rahatlığıyla uygulayabilirsin. Ancak, koyu halkalar, belirgin ince çizgiler veya şişlik gibi spesifik endişelerin varsa, o zaman göz çevresine özel formüle edilmiş bir ürün aramak mantıklı olabilir. İçerik listesinde kafein (şişlik için), peptidler (ince çizgiler için) veya hyalüronik asit (nem için) gibi bileşenler arayabilirsin.
Gördüğün gibi, mesele ‘ne kadar çok ürün, o kadar iyi cilt’ değil. Tam tersi! Cildini dinlemek, onun gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamak ve ona göre hareket etmek. Her yeni çıkan ürüne atlamadan önce, ‘Benim cildimde şu an ne gibi bir sorun var? Bu ürün bu sorunu çözmeye yardımcı olacak mı? İçeriği gerçekten faydalı mı?’ diye sormak, seni hem gereksiz harcamalardan hem de cildine zarar verebilecek potansiyel ürünlerden korur.
Unutma, cildinin güzelliği senin ona gösterdiğin özende saklı. Ama bu özen, bir sürü kavanozu üst üste sürmek değil, doğru ürünleri, doğru zamanda ve doğru miktarda kullanmakla ilgili. Azaltmak, basitleştirmek ve bilinçli seçimler yapmak, hem cildine hem de gezegenimize yapabileceğin en büyük iyiliklerden biri.
Şimdi senden ricam ne biliyor musun? Git banyo dolabını, makyaj çekmeceni bir aç. Belki de kullanmadığın, tarihi geçmiş ya da cildine iyi gelmediğini fark ettiğin o ürünleri ayıklama zamanı gelmiştir. Sadece gerçekten ihtiyacın olan, cildine iyi gelen, içeriklerini bildiğin ürünleri tut. O temel üçlüyü (temizlik, nemlendirme, koruma) oturt, sonra belki bir tane spesifik sorununa yönelik serum ekle. Hatta belki sadece o üçlü bile yeterli olur. Hadi dene bakalım, cildin sana nasıl teşekkür edecek, merak ediyorum. Sonuçları bana yazmayı unutma, olur mu? Öpüyorum çok!

