Çalışmayan Klima, Türkler ve İran’ın Geleceği

Sabah Tabriz’den çıkan minibüs Kapıköy/Razi sınır kapısına yaklaşırken, yolun üstündeki son benzinlikte durduk. Sınır dediğin şey zaten biraz beklemek, biraz da başkalarının telaşını seyretmektir. Kimi Türkiye tarafında satmak için sigara aldı, kimi lavaboya koştu, kimi de iki ülke arasındaki görünmez boşlukta Tanrı’yla işini halletmeye çalıştı. Biz ise—içinde benim de olduğum küçük, anlamsız bir kalabalık—ayakta dikilip dolar, tümen, lira arasında gidip gelen kuru konuşuyorduk. Para konuşmak, sıcakta terlemek gibi: insanı bir yere götürmez ama herkes yapar.

Tam o sırada Farsça bir ses yükseldi. Bağırıyordu. Sesi sıcaktan daha yakıcıydı. Döndüm baktım: bir kadın minibüs şoförünü azarlıyordu.

“Arkada pişirdin bizi! Tabriz’den buraya klimayı çalıştırmadın! Hepimiz sıcaktan geberdik! İran’ı da siz mahvettiniz zaten!”

Bir an durdu, nefes aldı, sonra tarih konuşmaya başladı:“Kaç tane devlet kurulduysa hepsi Türk’tü: Safeviler, Kaçarlar… Şimdi de başımızda Hamaney!”

Şoför, bu cümlelerin hiçbirini tam anlamıyordu. Zaten ana dilini konuşmakta bile zorlanan bir adamdı. Ağzındaki dişler dökülmüş, yenilerini yaptırmak belli ki daha sonra hatırlanacak dertler listesindeydi. Kadının sesi kulağına çarpıyor ama anlamı ulaşmıyordu.

“Bu kadın küfür mü ediyor?” dedi Kürtçe, birkaç kelimeyle.

“Yok abi,” dedim, “klimayı açmadın diye kızıyor. Kızdığı başkaları da var ama sen Kürtsün, o listeye dahil değilsin.”

Adam kolunu savurdu, hadi oradan der gibi. Kadını eliyle işaret edip uzaklaştı. Gidişiyle birlikte ortalık biraz serinledi; klima hâlâ çalışmıyordu ama bağırış yoktu artık.

Adam gidince kadın bu kez bana döndü. Farsça bildiğimi fark etmişti. Aynı cümleleri bana da sayıklamaya başladı; suç, tarih, millet, çöküş… Hepsi aynı torbadan çıkıyordu.

Bir noktada dayanamadım.

“Madem durum bu,” dedim, “neden İranlılar olarak idarenizi sürekli Türklerin eline bırakıyorsunuz? Üstelik İran’dan çıkıp Türkiye’ye geliyorsun—yani yine Türklerin yönettiği başka bir yere. Buradaki Türkler, oradakilerden daha mı iyi?”

Kadın durmadı. Ezber bozulmadı. Cümleler, cevap aramayan sorular gibi havada asılı kaldı. Sonra o da uzaklaştı.Geriye sıcak kaldı. Çalışmayan klima kaldı. Dişsiz bir şoför, bağıran bir kadın ve kimsenin gerçekten dinlemediği büyük cümleler kaldı.

Ortadoğu’da sıradan bir gündü.

Ve her zamanki gibi, kimse suçlu değildi; herkes haklıydı

(11/08/2023 – Ahmet Akdoğan)

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.